ŞİİRLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ŞİİRLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2010 Çarşamba

TANIMA BENİ

Bir gün gideceğim kıyametime
Bir kuru çiçekle gel mabedime
Dünyada bakmadın bir gün yüzüme
Ahrette görürsen tanıma beni

Ölsün bu yürek sana dayanamam ben
Git dilediğin yere bana bakma sen
Gün gelir beni sevmeyi düşünürsen
Kalbinde görürsen tanıma beni

Kalbinde görürsen tanıma beni
Ahrette görürsen tanıma beni
Kalbinde görürsen tanıma beni
Seni bulmak için yollara düşsem
Kapında görürsen tanıma beni

Rüzgarla bir olup her dem arasam
Günleri, aylara yıllara bağlasam
Zamanı gönlüme zorla mı dolasam
Gölgende görürsen tanıma beni

Ölsün bu yürek sana dayanamam ben
Git dilediğin yere bana bakma sen
Gün gelir beni sevmeyi düşünürsen
Kalbinde görürsen tanıma beni

Kalbinde görürsen tanıma beni
Ahrette görürsen tanıma beni
Kalbinde görürsen tanıma beni
Seni bulmak için yollara düşsem
Kapında görürsen tanıma beni



Yücel ARZEN - Devrim GÜREÇ

3 Eylül 2010 Cuma

İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır  ruh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
Mehmet Âkif Ersoy

2 Eylül 2010 Perşembe

Ben Kimseye GİT Diyemem, Demem de

 Ben yaşadıklarımın hiçbirini unutmam.
Ama evet ! Yeri gelir susarım.
Canımı çok yakan şeyler olur ama... yinede susarım, tükenirim.
Buna izin de veririm aslında.. Salaklığımdan mı? Hayır!
Ben kimseye ''GİT'' de demem, diyemem. O kişi vazgeçilmez olduğundan mı? Hayır. Ona o kadar şeye rağmen, o kadar değer veririm ki,
...Hergün yaptıklarına utansın diye.
Ama bir gün öyle bir giderim ki;
Kaybedeceğim hiçbir şey olmaz!


            SUNAY AKIN

ANLADIM

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım.

Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,

Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
......
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..

Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..

Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,

Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..

Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,

Neden hiç ağlamadığını anladım..

Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,

Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..

Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,

Çok acıttığında anladım..

Fakat hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,

Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,

Yüreğini elime koyduğunda anladım..

''Sana ihtiyacım var, gel! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,

Sana ''git'' dediğimde anladım..

Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,

Git dediklerinde gittiğimde anladım..

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,

Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..

Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman

olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..

Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,

Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,

Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..

Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,

Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..

Sevgi emekmiş,

Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş..

Can YÜCEL...

Nazım HİKMET

Dün "canım" olan yarın "düşmanım" olmaz benim...

Yaşananların hatırı hep saklı kalır Hatırları sorulur selamları hep alınır...

"SİLDİKLERİM" vardır bir de ! Onlar yanlışlarım ve pişmanlıklarımdır Adları anılmaz hatırları sorulmaz sadece beddualarımdır...

Vicdanla birlikte... "ŞEREF" ararım ben sevdiklerimde;

Her zaman doğru değildir elbet seçimlerim... Zaman gelir "ŞEREFSİZLERİ" de severim...

Her yerde gözüm kulağım vardır benim "Eksik söylemek yalan söylemek değildir !" mantığındaki Beni değil kendini kandırır yalnızca...

Bilmezden gelişlerim aptala yatışlarım Kaybetme korkumdan değil karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan merakımdandır...

"inkar" olmaz benim hayatımda... Yaşananı "YAŞANMAMIŞ" saymam Sayanlarıda SAYMAM...

Kelimelere sığmaz SAYFALAR SÜRER BENİ ANLATMAK

Ama ne kadar anlatılırsa anlatılsın; YAŞAYAN BİLİR BENİ... YAŞAMAYAN ANLAMAZ...

Ağırdır sevmelerim Her "YÜREK" taşıyamaz... Büyüktür umutlarım Her "OMUZ" kaldıramaz...

31 Ağustos 2010 Salı

YAA RESULALLAH

                                       Ağlama Ey Allah'ın Resulü.
Cenab-ı Hakkın daha hiçbirşeyi yaratmazdan evvel onu kendi nurundan yarattı ve ondan kendi sıfatlarını seyretti.
Bütün kainat onun nurundan yaratıldı ve onun nuruyla nurlara gark oldu.
Cenab-ı Hakkın eğer sen olamasaydın habibim bu alemleri yaratmazdım dediği, alemlerin sultanı, kainatın efendisi ve Rabbim tek sevgilisi.
      Onun nurunu bizim gibi aciz insanlar anlatamaz. Onu anlatmaz söz yetmez ki. Ama O, böyle olduğu halde bile  dünyaya teşrif etti, yaşadı. Ümmeti için yaşadı. En kötü zamanlarında, en zor anlarında bile tek söylediği Ümmeti, Ümmeti, Ümmetiydi.


Ama ümmeti, Peygamberim beni bu kadar düşünmüş, Nice zahmetlere katlanmış deyipte bir sünnetini bile yapmıyor, yapmıyor Ya Resulallah, YA RESULALLAH...


     Ancak nerede senin bir sünnetin varsa, onu kaldırmaya, onu yalanlamaya, aşşağlayıp, eleştirmeye bakıyorlar.
Sen bizim için gecelere, sabahlara kadar secdelere kapanıp ümmeti, ümmeti diye ağlarken, biz senin için bir damla yaş bile akıtamıyoruz. Ağlayamıyoruz YA RESULALLAH...


     Yanında sana deli gibi aşık, senin sevginle mecnun olmuş, senin bir sözünden bile çıkmayan sahabilerin varken bile, Sen; ''ben kardeşlerimi özledim'' dedin. Ve o zamanlarda bile bize hasrettin.
Ama biz özleyemiyoruz, sana hasret duymuyoruz. Senin aşkınla yanıp mecnun olmuyoruz. Öyle bir hale geldik ki, artık batının, modanın, televizyonun ve dünyanın aşkıyla yanıyoruz YA RESULALLAH...


     Sen ki kızını bıraktın, oğlunu bıraktın, herşeyini feda ettin. Tek dileğin ümmetindi. Görsen bizim bu İslam'dan uzak halimizi,bakar mısın o şeytani üzerimize? Söyle, bakar mısın YA RESULALLAH...


     Rabbim şeraflendirdi bizleri en hayırlı ümmet olmakla. Ama nerde, nerde kıymetini bilmek YA RESULALLAH...




     Bizim senin sünnetini diriltip, yüceltmemiz gerekirken, basit ve boş işlrele vaktimizi geçiriyoruz.
Ey Allah'ın Resulü, biz nasıl ümmetiz? Nasıl kıyamet günü huzuruna geliriz, ne yüzle şefaat dileriz senden.
Ümmetin ne hale geldi bir bilsen.
Ayşe'lerin moda diye yok oldu, Ömer'lerin batı diye mahfoldu.. Bu yoldan dönenler hepten bozuldu.
Biz ağlanacak halimize gülerken, sen ise bu vefasız ümmet için ağladın Ya Resulallah.
Secdelere kapanıp gözyaşı döktün. Senin ümmetin televizyon başında, Senin ümmetin zevki sefa, dünya malı peşinde. Hepsi Ahiret'i ve hesabı unutmuş, ölmeyecekmiş gibi, ölmeyecekmiş gibi dünya geçirme peşinde YA RESULALLAH...


      Hepimiz senin hakkını unutmuş, dünya sevdası içindeyiz Ya Resulallah.
Merhametlilerin en merhametlisi Rabbim bile istemiyor üzülmeni, ağlamanı.
Ağlama ey Allah'ın Resulü.


     Rabbim, yeter habibim yeter, tamam artık, ne istersen kabul ettim, al ümmetini Cehennem'den azad ettim derken bile, Senin ümmetin seni hakkıyla sevmeyip,  gafilleri ve hayatlarını seçerken, sünnetine uymayıp, şeytana uyup, kendi nefislerine tabi olurken, Sen ağlama. Ne olur ey Allah 'ın Resulü, sen ağlama.
Değmez, değmez bize YA RESULALLAH...


    Kainatın efendisi, Rabbimizin tek sevgilisi, Alemlerin Sultanı. Değmez, değmez bu seni sevmeyen, sevemeyen, çok günahkar ümmete değmez.
                                YA RESULALLAH AĞLAMA....

Mevlana' dan

Gönül çalamazsan aşkın sazını,
Ne perdeye dokun, ne teli incit.
Eğer çekemezsen gülün nazını,
Ne dikene dokun, ne gülü incit.


Bülbülü dinle ki gelesin coşa,
Karganın nağmesi gider mi hoşa,
Meyvesiz ağacı sallama boşa,
Ne yaprağı dök, ne dalı incit.


Bekle dost kapısını sadık kul isen,
Sevda sahrasında mecnun değilsen,
Ne Leyla'yı çağır, ne çölü incit.
Gönüller tamir et ehl-i dil isen.


Rızaya razı ol Hakka kailsen,
Ara bul mürşidi müşkülde isen,
Hakikat yolunda yolcu değilsen,
Ne yolcu eğle, ne yolu incit.


Gel haktan ayrılma Hakkı seversen,
Nefsini ıslah et er oğlu ersen,
Hüdai incinir inciten dersen,
Ne kimseden incin, Ne eli incit.

BeN;

                                        HAYATIMDAN GİDENLER,

                      Bir daha geri gelmeyi hayal bile etmeyin...!

                                                 HAYATIMA GİRENLER,

                           Gitmeyi düşünürseniz, hiç beklemeyin...!

                                   KALIP TANIMAKSA AMACINIZ;

                Başkalarından değil, beni benden öğrenin..

                                                        BEN;

 Aradıklarıma sahib, Sahib olduklarımaysa Tutkunum...

Yüreğini yokla Ey Dost!

Dur dostum, dur ve bak etrafına...
Ne görüyorsun?
Orada, karlar üzerinde yırtık pabuçlarıyla okula giden çocuklar var. Önlüksüz, deftersiz, kitapsız...
Orada dağ yollarında doğuran anneler var...
Orada annesinin memesinden süt yerine kan emen bebeler var...
Orada, gözleri hep bir iş umudunda sönen, evine her akşam ekmeksiz dönen, yüreği utanç mengenesine sıkışmış babalar var...
Orada çocuklarını avutmak için tenceresinde aş yerine taş kaynatan anneler var.
Orada kapısını soğuk rüzgarlardan başka kimsenin çalmadığı, açmadığı garipler var...
Yaşlılar, dullar, yetimler, yatalak hastalar var.
Doktorsuz, ilaçsız, mezar sessizliğindeki evlerinde kuşatılmış bir nice insan var orada...
Çöplüklerde ekmek arayanlar var...
Dur ve bak etrafına...
Isınamayanlar, aylarca et görmeyenler, bir lokma ekmek için çamurlara bulananlar var orada...
Gör onları...
Önce gör!
Görmezsen mes'ulsün çünkü...
Bir beldede açlıktan ölse bir kişi, tüm şehrin insanları sorumlu tutulur onun ölümünden... diyor
Allah'ın Rasulü...
Gör, çünkü "komşusu açken tok sabahlayan bizden değildir" diyor.
Gör ve ağla, Ömer bin Abdülaziz gibi:
"Ümmet içindeki açların, fakirlerin, hasta olup ilaç bulamayanların, sırtına giyecek elbisesi olmayanların derdine düşen, Ömer bin Abdülaziz.
Boynu bükük yetimlerin, yalnızlığa terkedilmiş dul kadınların, hakkını arayamayan mazlumların, küfür ve gurbet diyarlarındki Müslüman esirlerin acısını yüreğinde duyan,
Kendisini, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çalışmaya takati olmayan muhtaç yaşlılardan, aile efradı kalabalık olan fakir aile reislerinden sorumlu hisseden...
Ömer bin Abdülaziz gibi ağla ve sor:
"Ya yarın hesap gününde Rabbim bunlar için beni sorguya çekerse, Rasululllah bunlar için bana serzenişte bulunursa ben nasıl cevap vereceğim."
Çünkü sorulacaksın!
Gör ve ulaş Fatih gibi kuytu sokaklarına şehrin...
Yıkılmış hanümanları bul, mahcub gönüllere var, vakıf vakıf tutuştur sönmüş ocakları...
Bezmi Alem, Gülnuş Sultan ol, kanat ger, fukara hastacıklara, sebil ol, susuzluktan dudağı çatlamışlara...
Gör onları, çünkü "Beni kalbi kırıkların yanında ara" diyor Rabbin!
Rabbine bir yakınlık bulmak için gör!
Gör ve paylaş!
Paylaşacak neyin varsa...
Mal, mülk toplayıp, üstüne oturanları kınıyor Yaratan...
"Yazıklar olsun" diyor toplayıp toplayıp sayanlara...
Karunlaşanlara yazıklar olsun!
Malını mülkünü putlaştıranlara!
Karunlaşanlar yerin dibine geçiyor Kur'anımıza göre...
Elini sıkıp yalayanlara yazıklar olsun!
Yetimi itip kakanlara...
Muhtaçlara hor bakanlara...
Yazıklar olsun!
Unutma:
Bir melek iner her gün göklerden
Dua eder paylaşanlar için... "İhsan et Rabbim, yenisini ihsan et" diye...
Ve bir melek yönelir Rezzak-ı Aleme, "telef et nesi varsa cimrilik edenin, telef et!" diye seslenir.
Kefenin cebi yok unutma...
Paylaş!
Hiç olmazsa tebessümünü paylaş!
Bir tebessüm bırak geride. Yüreklerde...
Cömertliğinden iz kalsın!
Sevinç taşı insanların yüreğine, ümid taşı!
Ekmeğini paylaş...
Sofranı paylaş!
Rızkı veren pay ayırmış sofrandan.
Mahrum için, yetim için, esir için, yolda kalanlar için, borçlu olanlar için, can pazarına çıkanlar için...
"Hepiniz fakirsiniz" diyor Yaratan...
Her şey bir varmış, bir yokmuş O'nun nazarında...
Yunus gibi bakarsan şayet
Mal da yalan mülk de yalan
Gel biraz da sen oyalan...
Sadece fakirler değil...
Herkes fakir... Sen, ben, o
Yaratan'ı unutmazsan!
Yaratan'a bak, kendine bak!
Bir kader tablosundan başka nedir yaşadığın?
Hayat imtihanında iki insan;
Ya sen muhtaç olsaydın, ve muhtaç sen olsaydı!
Paylaş ki yüreğin büyüsün.
Fakirliğe düşeceğim diye korkmadan paylaş.
Paylaş ki Rabbin "sevilenler" kervanına katılasın!
Ver!
Ver çünkü,
"Ver" diye sesleniyor Yaratan...
"Ver" diye sesleniyor Kur'an...
Ver çünkü, "Ver" dedi sana her şeyi veren... Nefes alıp vermeyi, görmeyi, tutmayı, tebessüm etmeyi... Canını, malını... şu nur yüzle bebeleri... şu bağ bahçeleri... şu saray yavrusu evleri, apartmanları, gökleri, yeri...
Kapat gözlerini, ne kadar fakirsin, gör!
Bir göz alabilir misin zenginliğinle, ya bir kalb, ya bir akıl, ya bir hafıza...
Nasıl bulursun eşinin ismini, nasıl tanırsın çocuğunun yüzünü, hafızan silinirse?
Ver çünkü "
Allah bu dünyaya zayıfların duası sebebi ile yardım eder"diyor Rahmet Peygamberi...
Ver ve güzel ver!
Çünkü
"Sadakaları
Allah alır" diyor Kelam-ı Kadim!
Sadakaları
Allah alıyor, sakın unutma!
Yaratan'a vermek nasıl olursa öyle ver...
Edeble ver. Şükranla ver. Gözlerinin içi gülerek ver. Yüreklere sevinç taşıyarak ver.
Hakk'ın rahmet nazarına ma'kes olarak ver.
Sağ elin verdiğini sol elin duymayacak kadar...
Sadaka taşlarının o eşsiz nezaketi içinde...
Yağmur gibi ver, güneş gibi ver, toprak gibi ver...
Kibirsiz ol verirken..
Başa kakmadan ver!
Mihnet yüklemeden!
Aşağılamadan, hor görmeden ver!
Kendini onun yerine koyarak ver... Duygularını paylaşarak ver!
Allah'ın lütfunu paylaşan iki kul gibi ver.
Malının içinde saklanmış hakkı iade eder gibi...
Arınma duygusuyla ver!
Paran arınsın, buğdayın arınsın, malın mülkün arınsın, yüreğin arınsın!
Bir Müslümanın yufka yüreği ile kuşatırcasına ver!
Şefkatle, sevgiyle, çağlayanlar gibi ver!
Bir mü'minin edebi içinde ver!
Rabbin buyruğuna bütün kalbinle katılırcasına ver.
Yarım hurma ile olsun ateşten korunurcasına ver.
Sevdiklerinden ver.
Severek ver!
İyiliklerle, güzelliklerle, Rabbin rahmeti ile buluşma niyetiyle, yüz aydınlığı için ver, gönlünde sevinç pırıltıları ile buluşmak için ver...
Kazalara belalara zırh olsun diye ver.
Kurtlanmış fasulyeyi verme, çürümüş domatesi, kokmuş eti, atılacak elbiseyi verme...
Seni iğrendirecek olanı verme...
Yarın senin sofrana konulacak olanı, üzerine giyeceğin şeyleri ver...
Verdiklerin ahiret azığın olsun...
Cennet sofrana konsun.
Erteleme ver!
"Erteleyenler helak oldu" diyor Kutlu Önder'in...
Yarın verecek zamanın olmayabilir...
Bak nasıl da göçüp gidiyor ansızın kafileler...
Dağlar gibi malı mülkü bırakarak...
"Kısa bir süre ver Rabbim" diyeceğin anlar gelecek, "sadaka verecek kadar, iyiler defterine geçecek kadar bir süre ver..."
Oysa ecelde pazarlık yok.
Dar zamana bırakma hesabı, kitabı...
Derle, toparla, denkleştir ve gönder göndereceklerini...
Bak etrafına bir...
Gör...
Görmemekten sorumlusun.
Ver
Vermemekten sorumlusun...

Altına ve gümüşe kul olanlar helak oldu...
Unutma!


Ahmet Taşgetiren-Altınoluk Dergisi

30 Ağustos 2010 Pazartesi

İNSAN, YAĞMUR GİBİ OLMALI



Kendini saklamamalı senden.
Kabuğu, boyası, foyası, kılıfı, kabı, kapağı,
Ne güzeldir ki, biz eskilerde yağmura “rahmet” derdik.


Yağmur yağarken rahmet yağıyor derdi dedelerimiz.
Diyeceğim o ki, yağmur rahmetin cisimleşmiş hali gibidir;
rahmet heykeli gibidir her damla…
Bir düşün, rahmetin heykelini yapmaya kalksaydık
nasıl bir şey yapardık…
Öyle bronzdan yahut taştan olmamalı o heykel;
çünkü bronz da taş da meydan okur gibi durur insana..
“Hadi oradan!” dercesine tepeden bakar sana..
Yanaştırmaz kendine..


Ama rahmet öyle değil..
İçindedir o; içinin de içinde..
Sırılsıklam sarmış seni…
Kanında, terinde, gözünde, yüzünde…
Yağmura bir bak;
kıpır kıpır, şıpıl şıpıl yanında yörende..
Gönlünce şekiller alır her damla..
Rahmet de işte öyle sokulgandır;
sessizce süzülür teninden içeri,
adeta parmak uçlarına basarak girer
yüreğinin odacıklarına..


Sonra, rahmetin heykeli öylece hareketsiz
duruyor da olmamalı.
Hiç kıpırtısız duran bir şey küskün gibidir;
vurdumduymazdır, seninle ilgilenmez,
umurunda değil gibisindir.
Ama rahmet öyle değildir…
Rahmet sana doğru koşar;
sen gelince kıpırdar, yakınlığını önemser.
Üstelik sen dursan da o sana akar,
eline yüzüne sarılır, seni okşar…
Bak; yağmur öyle değil mi…
Rahmet de öyledir işte,
gözüne yaş olacak kadar sırdaş,
kanında dolaşacak kadar kıvrak, hamarat..


Hem sonra, rahmetin heykeli şeffaf olmalı…
Ardını göstermeli sana..

kapısı, duvarı, kozası olmamalı..
İçyüzü de dışyüzü de bir olmalı..
Kimseye sırtını dönmemeli.
Olduğu gibi görünmeli, göründüğü gibi olmalı..
Rahmet de öyle işte..
İnce ve içten davranır sana.
Gizli saklısı yoktur.
Aranızdan su sızmaz….
Kabı yok ve senin için her kaba girmeye razı…
Rengi yok ama her rengi giyinmeye razı.
Tadı yok ama senin için her tada sızmaya razı..
Şekli yok ama her şekle girmeye razı..


Rahmetin heykelini öyle şehir meydanlarına
dikmek de doğru olmaz…
O zaman ayrıcalıklı görünür rahmet.
Erişilmezmiş gibi, şefkatsizmiş gibi durur.
O “heykel” her köşeden görünmeli,
her sokağa girmeli,
isteyen herkesin penceresinin önüne gelmeli..
Öyle değil mi ya yağmur Rahmet de öyle işte.
Hiç beklemediğin anda geliverir başına..
Başına gelenlerin en güzelidir..
Herkesi eşitçe kucaklar, kimseyi kimseden ayırmaz.
Fakiri de ıslatır, zengini de..
Yetimi de öksüzü de sevindirir.
Her sokağa taşar, her çatıya iner…


Sonra rahmetin heykeli eskimemeli ve dahi bıktırmamalı.
Öyle kendi kaidesi üzerinde hep aynı yönde,
aynı yükseklikten, aynı eda ile gösteriyor olmamalı yüzünü. Rahmetin heykeli, her daim taze olmalı,
her gün yeniden, yeni baştan akmalı,
yeni heyecanlarla kıvranmalı,
yeni yüzlerle bakmalı, yüzlere yenice bakmalı,
gözlere tazece dokunmalı.
Yağmur da böyledir işte..
Hep yenidir; yeni baştan yağar.
Her yağmur ilk defa yağıyordur;tekrarı yoktur.
Her damla ilk kez toprağa değer.
Hep ilk heyecanla gül yüzlere iner.
Her dem taze bir şevkle gül yüzlerine dokunur.


İnsan yağmur gibi olmalı bence,
herkesi ıslatabilmeli..
Rahmeti kuşanıp herkese her şeye merhamet etmeli..
İnsan sözünü yağmur gibi yumuşakça indirmeli kulaklara;
kırıp dökmemeli, damla damla söylemeli,
ince ince sevmeli…
Şefkatli olup kimseyi küçümsememeli,
hor görmemeli, kimsenin dalını kırmamalı..


İnsan yağmur gibi, bir görünmeli bir saklanmalı…
Öyle ince olmalı ki, ihtiyaç duyan onu dizi dibinde bulmalı,
ihtiyaç bittiğinde hiç şikayetsiz ortalıktan kaybolmalı..


Yağmur göklerden yere serinliktir;
Yağmur yukarıdan aşağıya minnetsiz iniştir.
Yağmura “rahmet” diyenlere yağmur damlaları
sayısınca rahmet okumalı..

Dr. Senai DEMİRCİ

Sabret yüreğim

Yıllardır susuyorsun
İçine atıyorsun
Boş yere üzülüyorsun
Biraz daha sabret yüreğim

Sabret biraz metanetli ol
Allahın merhameti rızkı bol
Hak yolu en doğru yol
Biraz daha sabret yüreğim

İmtihandasın her an unutma
Şeytana uyup da haktan sapma
Ellerini aç yalvar yaradan’ a
Biraz daha sabret yüreğim

Belki zamanı gelmemiştir
Belki
Allah hayırlısını verecektir
Çektiklerin seni refaha yükseltecektir
Biraz daha sabret yüreğim

Yüreğinden at gamı kederi
Olanlar hep takdiri ilahi
Çalış çabala tevekkül et her demli
Biraz daha sabret yüreğim

isyan sana yakışmaz
Müslüman olan zaten isyankar olmaz
Yüce
Allahın adaletinden hiç şaşmaz
Biraz daha sabret yüreğim.

Yusuf Olmaksa Muradin Ya Da Züleyha



Korkmayacaksın ölümden.

Ölümün ayrılık değil kavuşmak olduğunu bileceksin.
Dünyaya kafa tutacaksın tek başına.
Yandaş yoldaş aramayacaksın.
Bir Allah ’ına bir kendine güveneceksin sadece.
Yol arkadaşın terk etse bile seni yarı yolda,aşkına sahip çıkacaksın sonuna
kadar.
Tek başıma taşıyamam demeyeceksin.
Ölünceye kadar taşıyacaksın şerefle.
Karşılık beklemeyeceksin.
Sevmek olacak tek amacın.
Sevilmemişsin ne fark eder.


Ayıplanmaktan korkmayacaksın.
Sevgini gurur madalyası olarak taşıyacaksın göğsünde, kim ne derse desin…
Sevgin için zindana atılmayı da attırmayı da göze alacaksın.
Karanlıklar sırdaşın, böcekler yoldaşın olacak.
Bileceksin sonunda ayrılık olduğunu.
İsyan etmeyeceksin, vuslat beklemeyeceksin.
Zaman ve mekan sizi ayıramayacak.
Nerede olursan ol, her daim sevdiğinin yanında olacaksın.
Üzüntüsüne üzülecek, sevincine sevineceksin.
Sanma ki beraber olmak için yan yana olmak lazım.
Gönüller beraberse mesafenin ne önemi var!..
Gönül gözüyle görecek, duyacaksın.
Gönül diliyle konuşacaksın.
Bilmez misin gönlü kainat bile kuşatamaz dar gelir.
Gönül dilinden anlamam konuşamam, dayanamam bu çileye karşılıksız hiçbir şey veremem diyorsan; talip olmayacaksın Yusufluğa.
Yusuf olmak için Yusuf gibi yürek gerek, gönül gerek, iman gerek.
Züleyha değilsen eğer peşine düşmeyeceksin Yusufların.
Kendi ayarında birini seveceksin ki mutlu olasın.
Her babayiğidin harcı değildir Yusufluk ve her kadının harcı değildir Yusuf yüreklileri taşıyabilmek, layık olabilmek, Züleyha olabilmek!..

Fahrettin Petriçli

Tadı diLimde biR BayRam diLeğimLe…

O sabah ki telaşın tadı, bir başkadır damağımda…


O gün annemle hep sabahı beklemişizdir,
heyecandan uyuyamazdık bir türlü
Hani böyle karnınızda kelebekler uçuyormuş gibi olurda duramazsınız yerinizde ya aynen öyle…


Namaza yakın balkona çıkıp
temiz havayı içimize çekerdik annemle
kuşlar ne güzel cıvıldıyor o vakitlerde…


Beklenen vakit sonunda gelir,
Erkekler sabah namazına giderlerdi…


Biz heyecanla salona koşar
pencerinin önündeki koltuğa dizilir
ve bahçe duvarımıza bitişik olan camiideki
sabah namazını izlemeye başlardık…


bir yandanda uydu açık olur…
Mekke’de sabah namazı diye…


Namaz sonuna doğru evde bir curcuna
‘eyvah gelmek üzereler’…die..


Herkes bayramlığını giyer
iki dirhem bi çekirdek
ve beklemeye başlardık
kapının zilinin çalmasını…


Ve sonunda beklenen an gelir, kapı çalar..
büyük küçük hepimiz koşa koşa kapıya giderdik.


Boy sırasında dururduk…


Kapı açılır… ve hep bir ağızdan ‘hoşgeldiniiizz’ derdik..


Ellerinde fırından yeni çıkmış sıcacık ekmekler
selam verirler içeri girerken…


İlk önce babanın eli öpülür,
en büyük kardeşle başlar sırayla gideriz öpmeye…


mübarek elini öptürürken başını sıvazlayıp
sonrada alnına bir öpücük kondururdu babam…


sıra anneciğimizde…


pamuk annem her defasında takılır bize
yine unuttunuz annenizi diye…


sarılır sıcak yüreği yüreğine değsin diye…


öptürür yılların eskitemediği pamuk yanaklarını ve ellerini…


şimdi kardeş kardeşe bayram kutlamasına…


ilk önde sıra onun
dosttan öte,
canım feda canına ablamın…


elini öptürürken hepder
'boşuna beklemeyin harçlık marçlık yok size' die...
muzipdir ablam yine...


seni seviyoruz abla…


sıra gelir bal köpüğü gözlü erkek kardeşimin
mübarek eline…


estağfirullah estağfirullah diyerek öptürür… öper elimi…


seni seviyoruz büyük prens…


sıra geldi piyango prenses ve prense
kim daha önce el öpecek yarışındadırlar o sabah yine…


maksat el öpmekmi
bayram harçlığı kapmak mı.. bilene...


sizi seviyoruz minik piyangolar…


içeriden bir ses gelir...babam:
‘gelin bakalım yavrularım yanımaaa’


zıplaya zıplaya, koşa koşa gideriz yamacına…


ahh ahh gönlü güzel yüzü güzel canım babam
ömrün boyunca bizim için çalışmış didinmişsin…
ben giymeyim siz giyin demişsin…
hala daha da sokuşturursun elimize
utangaç bakışlarımız arasında harçlığımızı…


seni seviyoruz baba…


çaylar soğuyor hadiiii…..


bu annem… hazırladı yine bayram sabahı özel sofrasından…


en güzel tabaklarıyla,
en güzel bardaklarıyla,
en taze peynirleriyle,
en tatlı reçelleriyle
o sabah ilk bize sunardı annem…


o kahvaltı paha biçilemez olurdu…


babamın hoş sohbeti,

annemin içtenlikle gülen gözleri ve miss gibi çörekleri...

arada ortamı cıvıtan afacan cady kızları..


masanın altından ayak kavgası yapan evin minik ikilisi..


siyasetci bakışları ve muzip kahkahasıyla eniştem hammudi'…


yüreği sıcacık, sevgiye hasret...afacan damat, eşim...


hacivatla karagözüyle ablam …


işte.. tadı damaktan silinmeyecek bir bayram sabahı daha….

Aşka gönül vermek

Aşk, ummana akan ırmağa kendini salıvermektir
Aşk sevilene kayıtsız şartsız teslimiyettir 
Vuslat olmasada son nefese kadar bekleyebilmektir
Aşksız beden ruha dayanılmaz bir eziyettir
Aşk karşılıksız çıkarsız umarsız sevmektir
Sevdiği için gerektiğinde canını bile vermektir 
Aşk seven gönülde manevi bir ibadettir
Aşka gönül vermek ilahi bir icazettir

Oyun bitti

Géri dönü$ü oLmayan, bir tünéLdéyim
Oyunun adı hayat!
Ba$r0Ldé bén!
Yardımcı oyuncuLar séwqi a$k acı qéçmi$...
Sénary0; k0nusu
Hér$éyé raqmén MutLu OLma Sanatı
wé 0yun bitti..
pérdéLér indi ı$ıkLar söndü....

BEN SENİ GİZLİ SEVDİM

Gercek ask nedir !…
gercek ask,
her an birlikte olmak degildir,
uzaklardan sevmektir,
gercek ask,
ozlem duymaktir,
sevdigine, ruyalarda kavusmaktir,
hayallerde seni görmek
gercek ask,
gercek anlamda yasayamadigin,
asla tadamadigindir…

BeN SeNi GiZLi SeVDiM…
Ben seni, hep senin bilmedigin zamanlarda, senin bilmedigin
mekanlarda sevdim… Bunu sana hic bir zaman soyleyemedim…
Anlatabilecek kelime bulamayacagimi sanmadim…
Duslerimdeydin hep… Oyle buyuktu ki varligin i asti ama sana
ulasmadi…

Ben seni, hep uzak sevdim,… Sessiz, sakin, den uzaklasma
diye usulca sevdim… Her nefesim senindi… Cunku , sen nefes
alip verdikce vardim… Ama sana ne sesimi, ne nefesimi
duyuramadim… Ciglik oldu sevgim, carpti herkese… Bir sana
teget gecti… Ogrenemedin… Soyleyemedim…

BeN SeNi GiZLi SeVDiM…
Her kalemin ucuna dusen harf sendin… Her dilimin ucuna gelen
kelime sendin… Ben her yazdigim kelimede seni buyuttum, her
kurdugum cumlede seni buyuttum… Sen bilmedin,
soyleyemedim…

Bahar sen varsan gelirdi, yaz sen varsan guzeldi… Her gelisin
bahar, her dokunusun yazdi bana… Ben her bahar huzun
kaplar, her yaz yaslar akitirdim yoklugunda… Ben her bahari
sen diye bekledim, her yazi sen diye gecirdim… Butun
guzelliklerini sana buyutum… Sen bilmedin, soyleyemedim…

BeN SeNi GiZLi SeVDiM…
Askin… En guzeli, belkide en buyugu sanaydi… Gizli gizli
yanardi yuregimde… Askim buyuktu, atesi buyuktu, giz’i
hepsinden buyuktu… Gosteremedim… Nasil i yakip, erittigini
bilemedin… Oysa sen buz gibiydin… Yine de gelmedin… Nasil
bir yurek buyuttum sana gizli gizli… Sen bilmedin,
soyleyemedim…

BeN SeNi GiZLi SeVDiM…
Her sarkiya seni koydum, her sarkiyi sana yakisirdim… Sen
varsin diye soyledim hepsini ama sana duyuramadim…
Hep imle oldugunu hic bilmedin. Hayalinle yatar, hayalinle
kalkardim anlamadin. Anlamadigin, hissetmedigin icin
dokunamazdim sana, duvarlarin oyle kalindi ki, yapamadim…

BeN SeNi GiZLi SeVDiM…
Hayallerimdin iste sen, butun duslerimdin…
Iyiye, kotuye akan her damla yas sanaydi, sensiz olmazdi…
Ates gibiydi iste askin, dedim ya yakardi, sonduremezdim…
Ama sen hic birini bilmedin,
Ben de Soyleyemedim…

BeN SeNi GiZLi SeVDiM…
Her sarkiya seni koydum, her sarkiyi sana yakisirdim… Sen
varsin diye soyledim hepsini ama sana duyuramadim…
Hep imle oldugunu hic bilmedin. Hayalinle yatar, hayalinle
kalkardim anlamadin. Anlamadigin, hissetmedigin icin
dokunamazdim sana, duvarlarin oyle kalindi ki, yapamadim…

BeN SeNi GiZLi SeVDim...
Hayallerimdin iste sen, butun duslerimdin…
Iyiye, kotuye akan her damla yas sanaydi, sensiz olmazdi…
Ates gibiydi iste askin, dedim ya yakardi, sonduremezdim…
Ama sen hic birini bilmedin,
Ben de Soyleyemedim…